Özdemir Asaf ne güzel söylemiş:
Bedenim en tehlikeli işlerle uğraşırken zihnim dinleniyor."
05 Kasım 2009 Perşembe Yazar: Tugce Esener
29 Ekim 2009 Perşembe Yazar: Tugce Esener

Onunla tanıştığımda dünyayı değiştirebileceğime inanıyordum. Doğru tınıyı yakalarsam olur sanıyordum.
Zaten, 80'li yıllarda çocuk olmak onun süperkahraman olduğuna inanmak demekti. Benim yaşımda çocuk olanlar bilir, daha o zamanlar paparaziler bu kadar kirletmemişti hayalleri, her adımı ezberlenirdi. Moonwalk yapamayanı dışlar, dans ederken elini iki bacağının arasına götürüp hayali şapkasını kaldırmayanı adamdan saymazdık.
O önce tarih yazdı, sonra tarih oldu. Biz süperkahramanların gerçek olmadığını anladığımız yaşlarda o çoktan hiç yaşlanmamak üzere hayali ülkesine çekilmişti.
Şimdi, kör öldü badem gözlü oldu diyenlere inat, son defa dirildi sahnede. Işığını yansıtmak, sahnede devleşmek ve bize son bir göz kırpmak için. Dünyayı değiştirmek için önce aynadaki adamdan başlamak gerektiğini hatırlatmak için...
Koreografi ile değil ruhuyla dans eden adam, her şeye rağmen ruhun şad olsun!
Çünkü; sevgi sonsuza dek yaşar...
İzleyin! This is it!
Bu yazı bu şarkıyla okunur:
28 Ekim 2009 Çarşamba Yazar: Tugce Esener

TED Talks'ta bu hafta 2 videoyu tekrar izledim. Biri Dan Gilbert'ın hatalı beklentilerimiz konusunda , diğeri ise Matthieu Ricard'ın mutluluk alışkanlığı üzerine yaptığı konuşmaydı.
Önce Dan Gilbert'tan başlayalım.
Gilbert, 1738 yılında Daniel Bernoulli'nin ortaya attığı olumlu karar alma denklemini ve bu denklemin neden işe yaramadığını anlatıyor. Denkleme göre; eylemin sonunda kazanç elde edebilme ihtimalimizi ve elde edeceğimiz kazancı doğru analiz edebildiğimiz takdirde her zaman doğru kararlar verebiliriz. Fakat basit bir olasılık hesabı gerektiren yazı tura gibi bir oyunda doğru kararı vermek basitken gündelik hayatta bu formülü uygulamak oldukça zor.
Neden mi? Öncelikle objektif bir şekilde olasılık hesabı yapmak konusunda başarısızız. Çünkü olasılığı hesaplarken geçmiş deneyimlerimiz ve bilgilerimizin ışığında değerlendirme yapıyoruz. Örneğin sel ve hortumlar mı yoksa havuz ve denizler mi daha tehlikelidir? Hafızamız, sel ve hortumlarda ölen haberleriyle dolu olduğu için (diğerinin haber niteliği nispeten daha azdır) havuz ve denizlerin daha az tehlikeli olduğunu düşünürüz. Fakat istatistiklere göre her yıl deniz ve havuzda boğulanların oranı çok daha fazladır.
Ve daha da önemlisi elde edeceğimizi düşündüğümüz kazancı objektif olarak değerlendiremiyoruz. Kazancı diğer seçenekler ve içinde bulunduğu koşullarla belirliyoruz. Örneğin, bir hamburger 25 lira eder mi? İstiklal caddesinde yürüyorsan etmez. Uzun bir uçak yolculuğunda yemek verilmiyorsa, tam miden kazınmaya başladığında uzaktan bir hamburger kokusu alırsan eder.
Veya rafta, 8, 12 ve 25 liralık üç çeşit şaraptan genellikle 12 liralığı tercih ederken şarap raftan çıkıp masaya geldiğinde tercihimizi etkileyen kriter anlamını yitiriyor.
Peki, doğru kararlar almak konusunda bu kadar başarısızken nasıl mutlu olmayı başaracağız?
Aslına bakarsanız doğru kararlar almakla veya başka bir deyişle sonucunun sadece olumlu olacağını bildiğimiz şeyleri yapmakla mutluluğun hiçbir ilgisi yok. Bunu açıklamadan önce mutluk kavramını netleştirmek için Matthieu Ricard'ı kulak vermek gerekiyor.
Dünyanın en mutlu insanı olarak bilinen ve "Happiness: A Guide to Developing Life's Most Important Skill" kitabının yazarı Matthieu Ricard'a göre pek çoğumuz mutluluk ve zevki (başarıyı) karıştırıyoruz. Zevk; zaman, obje ve mekana bağımlıdır. Daha da önemlisi sürekliliği mümkün değildir. Çok zevk aldığınız birşey bile bir süre tekrarlandıktan sonra etkisini yitirir.
Kısaca, kaç kavanoz Nutella mutluluk getirir? Sıfır.
Peki öyleyse mutluluk nedir? Abidin'e değil de Ricard'a sorarsanız cevap alabilirsiniz. Ricard'a göre mutluluk çevresel koşullara bağlı değildir. Yüzeyde oluşan fırtınalar ve çalkantılardan etkilenmeyen denizin derinlikleri gibi mutluluk da sahip olduklarımız, olamadıklarımız, isteklerimiz, başarı veya başarısızlıklarımızdan etkilenemeyecek kadar derinde bir yerlerde.
Ve aslında mutlu olabilmek için dışarı bakmak veya mutluluğu koşullara bağlamak mutsuzluğu garantilemenin yolu.
Bu elbette söylendiği kadar basit bir yolculuk değil fakat mutlu olabilmek için tüm çevresel koşulları kontrol etmeye çalışmak kadar da imkansız değil. Tıpkı karın kaslarına sahip olabilmek için mekik çekmek gerektiği gibi zihni güçlendirmek için sürekli ve bilinçli bir şekilde çaba sarfetmek gerekiyor.
Ama, tüm bu çabaya değer. Hangisi daha mutlu duruyordu diye sorarsanız, kesinlikle turunculuyu seçerdim.
Şimdi sözü Gandi'ye bırakayım;
Söylediklerinize dikkat edin düşüncelere dönüşür...
Düşüncelerinize dikkat edin duygularınıza dönüşür...
Duygularınıza dikkat edin davranışlarınıza dönüşür...
Davranışlarınıza dikkat edin alışkanlıklarınıza dönüşür...
Alışkanlıklarınıza dikkat edin değerlerinize dönüşür...
Değerlerinize dikkat edin karakterinize dönüşür...
Karakterinize dikkat edin kaderinize dönüşür...
Videolar için buraya:
Matthieu Ricard
Dan Gilbert
25 Ekim 2009 Pazar Yazar: Tugce Esener
Beğendiğim satırların altını çizmeye, replikleri sağa sola not etmeye bayılırım. Bazen tüm paragrafı, sayfayı hatta kitabın altını çizmeye kalkışırım. Bazen de okurken not etmediğim ama aklımda kalan satırlar olur.
Bu aralar satırlar, paragraflar, notlar birikti... Biraz dijital bitler, parçalar değil, kağıtlar kalemlerden gelen kısa kısa düşünceler, notlar paylaşayım.
"... kendilerini küçük tanrı sanan, birkaç Grekçe kelimeyi ipsiz sapsız bir halde karıştırmayı harikulade bir şey sayan günümüz retorik bilimi hocalarını taklit etmek istiyorum. Bunlar hiçbir yabancı kelime bilmezlerse küflü birkaç kitaptan birkaç eski kelime çıkarır ve okuyucunun gözünü kamaştırırlar..." Deliliğe Övgü, Erasmus, Kabalcı Yayınevi
"Yolculuk etmek, çok işe yarar, düş gücünü çalıştırır. Gerisi yalnızca düş kırıklığı ve yorgunluktan ibarettir. Bizim yolculuğumuz ise tümüyle düşseldir. Gücünü buradan alır. Yaşamdan ölüme doğru gider..." Gecenin Sonuna Yolculuk, Louis- Ferdinand Celine
"Hikayeler hep aynı hikaye olmasın. Onları biz aynı yaparız." Dünya Kaçtı Gözüme, Özdemir Asaf
"Biz şeyleri olduğu gibi görmeyiz. Biz şeyleri olduğumuz gibi görürüz." Anais Nin
" - Herhangi bir konu veya kişiyi incelemenizi isteyebilir miyim?
- Şans oyunları dışında kalan her şey olabilir. Çünkü onlar tesadüfün olmadığı bir evrende tesadüf açlığıyla yaratılmış düzeneklerdir." Azil, Hakan Günday
"Her şeyi bilecek kadar genç değilim." Oscar Wilde
20 Ekim 2009 Salı Yazar: Tugce Esener
O’na neden güvenmiyorum? Çünkü onun hayatını yeterince bilemeyince yeterince kontrol edemiyebiliyorum. Peki, benim bilmediğim kararlar alması beni neden rahatsız ediyor? Kendime not: Her şeyi kendi üzerinden yazarsan başın tez zamanda belaya girecek. Okuyucuya not: Monolog kolektif diyaloglar sonucu oluşmuştur. Yazarın halet-i ruhiyesi ile ilişkili değildir. Güncel Not: Bu yazı Mienotes'un ilk yazılarından biri. Bu bloga taşımaya karar verdim. Bu yazı bu şarkıyla okunur:
Çünkü bana dürüst davranmayacağını düşünüyorum.
Neden bana dürüst davranmayacağını düşünüyorum?
Çünkü bana yaptığı her şeyi açıkça anlatmıyor.
Bu beni neden rahatsız ediyor?
Çünkü onun hayatını yeterince bilemiyorum.
Bu beni neden rahatsız ediyor?
Bu beni neden rahatsız ediyor?
Çünkü benim bilmediğim kararlar alabiliyor ve benim bilmediğim şeyler yaşayabiliyor.
Bu beni neden rahatsız ediyor?
Çünkü ben onun bilmediği kararlar almıyorum veya bilmediği şeyler yapmıyorum.
Bu doğru mu?
Değil.
Çünkü onu kontrol etmek istiyorum.
Neden onu kontrol etmek istiyorum?
Onun hareketlerini kontrol edebilirsem kendimi güvende hissedebilirim.
Neden ancak onun hareketlerini kontrol edebilirsem kendimi güvende hissedebileceğimi düşünüyorum?
Çünkü beni yeterince sevmediğini düşünüyorum.
Neden beni yeterince sevmediğini düşünüyorum?
Çünkü onu yeterince tatmin edemediğimi düşünüyorum.
Neden onu yeterince tatmin edemediğimi düşünüyorum?
Çünkü onun isteklerine uygun biri olmadığımı düşünüyorum.
Neden onun isteklerine uygun biri olmadığımı düşünüyorum?
Çünkü bana öyle hissettiriyor.
Bunu bana o mu hissettiriyor?
Hayır.
17 Ekim 2009 Cumartesi Yazar: Tugce Esener
14 Ekim 2009 Çarşamba Yazar: Tugce Esener
- Büyükanne, notlarım her yana dağıldı.Gidip baştan yazmam,
her şeyi yeniden oturtmam gerekecek. Bunu yapamam.
- Başka bir şeye başlamak daha mı kolay sence?
- Bilmiyorum. Evet.
- Bir şeye böylesine bağlanmamış olmak ne hoş.
Uzun zamandır televizyon izlemiyordum. Televizyon programının dikte ettiği saatlerde, dikte ettiği filmleri izlemeye ne hayatım ne de alışkanlıklarım izin veriyordu.
Fakat bugün uzun bir aradan sonra Cnbc-e'nin sözünü dinlemeye ve uzun zaman önce izlediğim bir filmi tekrar izlemeye karar verdim. İyi de olmuş. Winona Ryder'ın başrolde oynadığı Amerikan Yorganı (How to Make an American Quilt) filmini izlememin üzerinden yıllar geçmiş.
Sanki film değişmiş. Veya ben.. Bu izleyişimde farklı yerlere takıldım, farklı bir tat aldım.
Sevginin değişen yüzlerini görmek ve bir sevgiye adanan hayatlardan yaşam dersleri almak için birebir bir film. Kaçıranların Cnbc-e tekrarını yakalamalarını tavsiye ederim.
Filme dair kısadan hisse: Bazen bir karganın peşine takılıp gitmek bazense kılavuzu karga olanın akıbetini unutmamak gerekir.
Film hakkında detaylı bilgi için buraya
Minyx v2.0 template es un theme creado por Spiga.